MAZOT DONMUŞTU HAVA SOĞUK
Hikayelere hep güzel bir başlangıç gerekir, o etkili başlangıç
cümlesi bulunamayıncada yazının devamı gelmez . Ben ilk aklıma
gelenle başlıyorum yoksa bu hikaye hiç yazılmayacak...
Mazot donmuştu, hava soğuk. Traktörsüz dağa çıkmak, dağa
çıkmadan domuzu vurmak imkansız gözüküyor, kar iyi yağmış.
Traktör sahibi Selçuk arkadaşım, hakikaten uğraşıyor traktör çalışmıyor.
Evinden sıcak su istedi, benim aklım
kesmedi ama motorun her yerine sıcak su döküyor, borulardan buhar
yükseliyor, sonra bir iki marşa basıyor, tık yok. Cebim çalıyor
Sebahattin, durum nedir diyor. Sebahattin, Ankaradan Murat Savsa,
arkadaşı Mustafa kahvede bıraktım onları, kahve sıcak, çay güzel,
bana sorarsa durum ... Nivayı çektim traktörün yanına, aküyü
paralel kablo ile destekledik.
Ramazan çubuk kesip deponun içine bir iki salladı, mazotun üstü
tortu ile karışık bir tabaka yapmış donmuş ama altı sıvı,
olurmu bu iş, belki olur. Yeni mazot alıp geldik, doldurduk
depoya, marşa devam , bir, iki, üç oluyor. Traktör çalıştı,
çalıştı ama bu seferde hareket etmiyor, frenler donmuş, çekiç
darbeleri, ileri geri, şu işi akşamdan yapsa idik ...Traktör sağa
etrafında dönüyor, Selçuk oğluna kızıyor, tek teker kilitli,
artık olmayacak bu iş derken teker kurtuldu.
Şimdi kaldı üç nalla bir at. Buraya kadar sıkılan arkadaşlar,
hikayenin devamını okumayı bırakacağı gibi, avcılığıda
bırakabilir. Hep deriz ya av serüveni evde başlar, eve dönene
kadar devam eder diye. "Av " bazen hikayenin içine
girmeyebilir girmişse, şanslıyız demektir. Neyse sıkmıyayım
sizi, zaten sürenciler ve bizim ekipte kahvede bekliyor.
Niva önde traktör arkada geldik kahveye, yine başladı
kritikler, domuz
adres bırakmamış dağ yolunda otuz santim kar varmış, artık
deneyeceğiz. Sürenciler doldu traktöre, neresine derseniz anlatmak
zor, ama sığdılar, Nazi vagonları gibi. Yolda traktörlü bir sürenci
grubuna daha rastladık.
İlk onlar kaldı yolda, traktörün teker kilitleme fonksiyonu
yokmuş. Onlarda sığdı bizim traktöre, inanılmaz. Kesilecek
yerleri artık biliyorum. Yollarda yer yer heyelan olmuş, allahtan
Murat inip yuvarlıyor kayaları yolu açıyor. Sürencilere torpil
dağıttım, daha güvenli. Ramazan ekip şefi, köpeğimiz yok, köpeksiz
bu iş zor, hayırlısı. İlk bağı yaptık, torpiller başladı, zaman
geçiyor, sürenciler her yerde ayak izi saptıyor, kendisi yok,
anlaşılan burdan bir şey çıkmayacak.
Toplandık, ikinci bağ yerinden umutluyum, pınarın altı. Bu
kez traktör önde ben arkada, yer yer kalıyorum yolda, kar zorlu
ama ekip sağlam dayanıyorlar Nivaya, ilerliyoruz. 2. bağ
yeri çok sevdiğim bir yer, ilk azılımı orda vurmuştum, 22.5 cm diş
çıkmıştı. Vadi güzel bir vadi, W harfi gibi ortadaki çıkıntısı
küçük, orası benim yerim. Sürenci ekibi sağdan, tepeden
gelecek. Sebahattin yüz metre sağ üstümde , beni geçen sürü
ona gidecek... Murat sol altta dereye yakın, biraz ilerisinde
Mustafa. Sürencilere yerimizi aldığımızı bildirdim. Ramazan çok
güzel yönetiyor ekibi , her sıklığa , her dereye iniyorlar.
Torpiller başladı, bekliyorum, derken bir otomatik üç atış,
sürencilerin tarafından, bence bu domuza . İki yönlü radyolar işe
yarıyor dinliyorum, domuzlar geliyor, sürencilerden biri ileri çıkıp
domuzları geri döndürmezse üzerimizdeler. Tüfeğimi kontrol
ediyorum, emliyette iken patlamıyor. Karşı tepenin üstü çamlık,
bana bakan yamaç yüzü meşelik, kar çok, kaçan domuz
çamın içinden koşmuyor, çam -meşe sınırında yani tam tepe -
yamaç kenarında
koşuyor. Önceki avlardan öğrendim bunu. Ama bazende yamacı dik
iniyor, solumdaki yamacın altından dereye yakın atışlar
başladı, iyi atılıyor, iki tüfekmi, birisi tekrarmı doldurdu,
üç mü dört mü sayamadım. Murat radyoda nefes nefese, Hakan ağbi
yıktım birini, çok büyük diyor, aslında ne dediğide pek anlaşılmıyor,
öyle duyduğuma karar verdim.
Güzel bir tüfek almıştı yeni, akşam atacağı fişeklerden
konuşmuştuk biraz, ben ağır olanını at dedim, o sabot
olana takkı, gibi geldi bana. Av bitti diye yerimden ayrılmayı düşünürken
Ramazan'ın sesini duydum " ha varıyo ha, varıyo " , bir iki
de
silah sesi. Ben hep yerimi bırakmaktan kaçırırım domuzu, geçen
haftada öyle oldu, yerimde kaldım. Aksilik domuz çamlığın içinden
gidiyor gibi, görüntü vermiyor. Ramazan'ın sesi tam çamlığın
arkasından geliyor, istermisin şimdi eski azılı gibi o da aynı
yerden çamlığın kenarına çıksın, çıktıda ...
Büyük bir domuz. Tek el atabildim, hiç bozulmadı. İkinciyi sürdüm,
yivli gurusu Jeff Cooper " boş kovan yere düşmeden, ikinci
fişeği sürmemişsen artık hayatta değilsindir " der, savaştan
bahsediyor olmalı. Bir iki çam ağacı var domuzun yolunda, karla
yüklü, onları geçerse direk Sebahattin' in üstüne çıkar.
Radyodan Sebahattin'e haber verdim, sana geliyor diye... Gidemedi.

Dürbünden izliyorum, tam çam ağacını geçince , tepenin
kenarında yamacın sınırında dizleri büküldü, bıraktı
kendini aşağıya, iniyormu dedim, ikinciyi atayım... Kayıyor,
izliyorum, derenin dibini buldu kaldı. İkinciyi atmıyorum ama oda
kımıldamıyor, bekliyorum, kalkmıyor, öldü... Kayarak indiği düştüğüde
denilebilir, yamaçta kanlı geniş bir iz bırakmış. Kurşun sağ
omuzunun beş - on santim üzerinden biraz arkasından girmiş, 150
yarda gibi ayarlı idi dürbün, burası 120 gelir. Bu kez av bitti.
Sebahattin'i aradım, arabada fotoğraf makinesi, balta olacaktı, belki
azıları alırız, bizde indik dereye.
Domuz ne yazık ki dişi, umduğum tahtası hazır azılar
yok. Günü hatırlatacak resimleri çektik. Bazen düşünüyorum
aslında belki bir çoğumuz anı avcısıyız, resimler hatırlamaya
yardım ediyor, bakarken insanın içinide acıtıyor. Resim yolladığım
bir arkadaşım, "domuz sanki dostun, yanında huzur bulmuş
gibi bakıyor " dedi...Bilmiyorum. Arabadayız, Nivanın izinden
çıkmadan basıyorum gaza, sürenciler toplanmış, ateş yakılmış,
yufkalar ısıtılıyor. Bende de birşeyler olacaktı, günü
kutlamak gerek, Biz oradaydık...
UNUTULANLAR:
Sebahattin'i bıraktığım yerde, geçen yıl Selçuk, benden geçen
3
domuzu

vurmuştu, ya da ne yapalım geçen haftada Müdür bana doğru
gelen domuzu
vurmuştu...
Murat' ın domuzu galiba canlanmış...
|