Ana Sayfa
Biz Kimiz
Fotoğraflar
Tartışma
Soru Cevap
Sohbet Odası
Av Yemekleri
İlk Yardım
Arşivdekiler
Av Hukuku
Av Turizmi
Yivli Silahlar
Yivsiz Silahlar
Fişek Bilgileri
Atış Bilgileri
Av Hayvanlarımız
Yerli Silah Sanayi
Yabancı Silah Sanayi
Anket Sonuçları
M.A.K. Kararları
İletişim Kuralları
Linklerimiz
İletişim

Ana Sayfa | Biz Kimiz | Fotoğraflar | Tartışma | Soru Cevap | Sohbet Odası | Av Yemekleri | İlk Yardım |Arşivdekiler
Av Hukuku | Av Turizmi | Yivli Silahlar | Yivsiz Silahlar | Fişek Bilgileri | Atış Bilgileri  |İletişim | Av Hayvanlarımız 
Linklerimiz | Yerli Silah Sanayi | Yabancı Silah Sanayi | Anketler ve Sonuçları | M.A.K. Kararları | İletişim Kuralları



 Üye Adı :
 Şifre     :


16.09.2014
Aktif Kullanıcı :152
Toplam Üye :20973
Toplam Ziyaretçi :10485814









Cemiyet Haberleri

 
   Sevgili Türkiye Avcıları camiamıza duyurmak istediğiniz her türlü haberi bize bildirmek için tıklayınız..



Ünlü Avcılarımız

Bölümün Devamı için

Haberin Devamı >>>


Basında Türkiye Avcıları

Türkiye

Haberin Devamı >>>


İndirim Yapan Firmalar

Bu bölümde yayınlanmasını istediğiniz

Haberin Devamı >>>

Yönetim

GÜHER ŞİİR KÖŞESİ

BEN AV

Haberin Devamı >>>

İsmet GÜHER

ESKİ KALEMLERDEN

BEŞPARMAK

Haberin Devamı >>>


GRUP İLETİŞİM KURALLARI

Haberin Devamı >>>


AVCILIĞIN BASAMAKLARI

Haberin Devamı >>>

Derleyen:Emin GÜRBÜZ

Sürdürülebilir Avcılık

Sürdürülebilir Avcılık: Avcılığın yen

Haberin Devamı >>>

Emin Gürbüz

YÖNETİM KADROMUZ

Haberin Devamı >>>




 
İLK GÜN

Örümcek ağları sarmış tasmayı, bahçe kapısında asılı olduğu çividen uzanıp alıyorum. Üzerindeki paslı bakır çandan akordu bozuk tıngırtılar yükseliyor.. Neredeyse sekiz ay geçti aradan. Sevdası hiç paslanmasa da avının değişmez fon müziğinin tek ensturmanı pas içinde. Güzelce silip temizliyorum. Kulağımın dibinde bir kaç kez sallıyorum. Köpeklerin hemen bahçe kapısında gözükmeleri, ses ayarının iyi olduğunun ilk işareti.

Bugün Ekimin yirmisi. Çulluk avı için erken sayılabilecek bir tarih.Geçen hafta fırtınayla yağan yağmur sonrasında meralarda tek tük görülmüş. Sadece bu haber bile benim için bıldırcın avının bittiği anlamına geliyor.

Suat Usta bıldırcın avı için; Başlamadan biten av....diyor. Ne kadar güzel bir tarif. Hele bizim gibi yerli kuşun olmadığı sadece göç kuşunun beklendiği meralarda bu çok daha doğru. Sabah merada kuş varsa vardır, yoksa göç gelmemişse gezmenin pek anlamı da olmaz. Benim gibi ava çıktığında en az 4-5 saat dolaşmadan geri dönmeyen bir çulluk avcısı için, sabahın ilk saatlerinde meradan dönmek zorunda olmak ne zor.

Bıldırcın meralarında kuş oldumu bir başka eziyet başlıyor. Gözünü hırs bürümüş bir bıldırcın için bir adam vurmaktan  çekinmeyen, saygıdan, av ahlakından nasibini almamış eli tüfekli ekibi. Neyse çok şükür bu yılda 7+1 yarı otomatiklerin yüksek ateş gücüyle destekli saldırılarından tecrübelerim sayesinde postu deldirmeden kurtuldum. Seneye Allah kerim.

Izgarasının tadı, köpeklerin hatırı, 36 kalibre çifteyle avlanmanın dayanılmaz cazibesi olmasa bırakıcam bu kuşun avını. Eski büyük göçler, curnatalar sadece tatlı hatıralar olarak hafızamızda kalmış olsada her şeye rağmen kazasız belasız güzel bir bıldırcın sezonu geçirdik.

Çizmelerimi almak için arka bahçeye geçiyorum. Köpekler etrafımda dans ediyor. Kral yakın markajda Ritanın yüzünde geçen haftaki keklik avının yorgunluğu. Neşesi yerinde, anlaşılan ayakları iyileşmiş. Çizmelerimi giymeden yere vurup içlerini kontrol ediyorum. Yıllar öncesinden kalma bir alışkanlık. Bazen farkında olmadan yapıyorum.Akreplerin çizmelerin içinde uyumayı sevdiğini uzun yıllar önce öğrenmiştim.

Ritayı bahçe içerisindeki kafese kapatıyorum. Bıldırcın zamanı sabah evde bıraktığımda, arkamdan acıklı şarkılar söyleyen Rita, sessizce giriyor yerine. Anadolu'nun yoz kekliklerinin sert merası onu biraz hırpaladı. Sadece onu değil, Cücü’yü, Alpay’ı ve benide. Kulaklarımda keklik sesleri, ayak bileklerimde tatlı sızılar...

Rüzgar gündoğusu, hava kapalı, mevsime göre serin parça parça siyah bulutlar..20 numara süperpozeyi omuzuma çapraz asıyorum. Geceden çulluk avı için hazırladığım palaskayı belime doluyorum.Geçen haftayı yedek kulübesinde geçiren Kral’ın boynuna tasmayı takıyorum. Bizim ekibin her biri başka yerde. Alpay öğleden sonra gelecek, Cücü’nün kahvaltı yaptığı saat de ben genellikle öğle yemeği yerim. Geçen yıl yalnız kapadığım çulluk avı sezonunu bu sene yine yalnız açıyorum.

Biraz gezinti biraz keşif ve belki de çocukluk aşkımla sürpriz bir buluşma ümidiyle çıkıyorum bahçe kapısından.

Evin arkasından yürüyerek çıkıyorum meraya. Kral boynundaki zilin hatırına kendisine diklenen mahallenin köpeklerine uymuyor. Resmi görevdeyim, dönüşte görüşürüz dercesine kuyruğunu dikip, bir kaç kez dönüyor etraflarında. Ben yürüyünce peşimden koşarak yetişiyor. Köy karakolunun arkasında nöbet tutan Mehmetçiğe uzaktan el edip selamlıyorum. Aynen karşılık veriyor. Asfaltı geçip, çulluk avı için ormana yöneliyorum. Değirmendere; Çocukluk yıllarımın kara tavuk merası.At kuyruğundan,serpmeden kapan yapıp altlarına kurduğum sarmaşıklı dişbudak ağaçları o günkü gibi karşılıyorlar beni. Sapanlı ve kapanlı ilk avcılık yıllarımın büyük avları kara tavuklar, sarmaşıklar içerisinden çığlık çığlığa fırlayıp kaçışıyorlar.

Orman son yağan yağmurlarla adeta yeniden dirilmiş. Kurak mevsimin etkisiyle erken kavrulan yapraklar yağan yağmurlarla tekrar yeşillenmiş. Çulluk avının o kahverengiye çalan sonbahar havası henüz meralara çökmemiş. Patikalar yüksek eğrelti ve taze filizlerle kapanmış. Eski traktör yollarının üzerleri bile gökyüzü gözükmeyecek şekilde yapraklı dallarla örtülü.

Tüfeği omuzumdan sıyırıp, askı kayışını çıkarıyorum. Palaskadan iki fişek çekip, tüfeği dolduruyorum. Fişekleri yazıları okunacak şekilde fişek yatağında çeviriyorum.Winchester 26 gr, 9 numara, keçe tapa fişekler bu yıl ki çulluk avımın açılış fişekleri.

İlk kez çulluk avı için doldurduğum tüfeği, kazasız belasız bir sezon dileğiyle dualarla kapatıyorum.

Kral ormanları, çulluk avını en az benim kadar özlemiş. İlerlediğim dar patikanın sağını, solunu bir çırpıda arayıp önümdeki küçük çayırlığa çıkıyor. Kafamda kısa bir av planı yapıp, önümdeki traktör yolunu ve dereyi bırakmadan yavaş yavaş yükseliyorum.

Kestaneliklerin altları domuzlar tarafından adeta kazılmış. Küçük büyük onlarca domuz izi birbirine karışıyor. Kulağım bakır zilin çınlamalarında, domuzların henüz bulamadığı kestaneleri toplayarak ilerliyorum.

Kral sağımdaki gürgenliğin içinde yukarı aşağı koşturarak aranıyor. Gürgenliğin altı kısmı yer yer kesilmiş, aşağıdaki küçük dere şırıltılarla değirmendereye akıyor. Orman içindeki tüm sesler, ormanın kendi sessizliği içerisinde birbirine karışıyor. Kral hemen on metre sağımda önce yavaşlayıp sonra duruyor. Zil sesi ve ayak sesi bir anda kesiliyor... Krala bakıyorum, aynı anda o da bana bakıyor. Ağzımdaki kestaneyi çiğnemekten vazgeçiyorum. Kral’ın gözleri ışıl ışıl.Olduğu yere çökerek bir kaç adım daha

atıyor.Şakası yok.Omzuma yasladığım tüfeğin emniyetini açarak yavaşça sol elime yatırıyorum. Piknik havasıyla başlayan sakin gezintim bir anda büyük buluşma anına dönüşüyor. Beynimde şimşekler çakıyor. Kısacık ferma anında nabzım çok hızlı yükseliyor. Önümdeki patikayı parmak uçlarımda adımlayarak yanaşıyorum.

Saniyeler içerisinde çok hızlı düşünüyorum. Köpeğin bakışına göre çulluğun yerini tahmin etmeye çalışıyorum. Bu yaprakta ancak kuşa yaklaşabilirsem atış yapabilirim. Bir kaç adım daha ilerlemeden, çulluk sık gürgen filizliğininin içerisinde o muhteşem patırtılarıyla kalkıyor. Uçmuyor, adeta göğe yükseliyor. Sadece iki, üç kanat vuruşla, ağaçların tepesine ulaşıyor. Kaybolurken patlıyor tüfeğim. Hiç bir şey göremiyorum. Tüfekten yüzümü kaldırmadan solumdaki seyrekliğe çıkmasını bekliyorum. Çıkmıyor, çıkamıyor. Tüfeği indiriyorum. İlk attığım yerde uçuşan bir kaç tüy sezonun ilk çulluğunu müjdeliyor.

Tüfeği kırıp, fişeği çıkarıyorum. Fişekten yükselen ince barut dumanını içime çekip, boş kovanı en yakın ağacın budağına asıyorum. Kral ağzında kuşla çıkıyor dere yatağından. İki kez yanımdan pas geçiyor. Orman içerisinde çulluğu gezdiriyor, hasret gideriyor. Ben sabırsızlıkla sıramı bekliyorum.Yeterince gezdikten sonra gelip karşıma oturuyor. Kırık tüfeği yere bırakıp, çocukluk aşkımı alıyorum ağzından.Sevip, koklayıp, tüylerini düzeltiyorum.Uzun bir süre inceliyorum. Koca kafalı, büyük sultani bir kuş.

Yıllar önce gözlerini yüksek şeker nedeniyle kaybetmiş büyük bir ustanın son günleri geliyor aklıma. İstediği çullukları getirdiğimde çok sevinmiş, dakikalarca koklayıp, göz yaşlarıyla ıslatmıştı. Belki de son arzusunu yerine getirmiştim. Bir kaç hafta sonra vefat etti.15 yıl önce onun neden ağladığını tam anlayamamıştım. Onu anlamam için bu efsunlu kuşun peşinde daha çok çile doldurmam gerekiyormuş...

Kral uzayan seramoniden sıkılmış olmalı, kafasını kuşla aramıza sokup duruyor. Kuşu yeleğimin ön cebine güzelce yerleştirip ava devam ediyorum.

Takip ettiğim patika beni eski traktör yolunun üstüne çıkarıyor. Açığa çıkınca oturup mola veriyorum. Telefonla Alpay’ı arıyorum.

- Cebimde bir şey var. Hiç bir şeye benzemiyor. Tarif etsem adını hatırlayabilir misin? diye soruyorum...

Anlıyor, gülüyor, şakalaşıyoruz... Molayı tamamlayıp tekrar yola koyuluyorum. Bu sefer arayan Avcıkuş Tarkan. Nerelerdesin? ne yapıyorsun? diyor... Ona da aynı soruyu soruyorum. Ne hikmetse oda anlıyor. Hatta telefonda kahkahalar atıyor. Biraz sohbet ediyoruz, akşam bende köye gelicem görüşürüz ...diyor.

Telefonu kapatırken gözüm Kral’a ilişiyor. Çıktığı setin üstünden bana bakıp dere yatağına süzülüyor. Telefonu cebime koyup yanaşıyorum. Kral dere yatağında yaprakların arasında kayboluyor. Zil sesi de kesiliyor. Ben setin üstünden aşağı inmekle, yolu tutmak arasında kararsız kalıyorum. Çulluk hiç beklemeden, kanat sesi bile çıkarmadan kalkıyor. Önümdeki büyük kestane ağaçlarının altında, hayal gibi bir gözüküp kayboluyor. Tüfeği omuzlayamıyorum bile. Sağ yanımdaki traktör yoluna çıkar umuduyla bir kaç adım geri gidiyorum, gözükmüyor. Kral soluk soluğa dışarı çıkıyor. Neden atmadın dercesine yüzüme bakıyor.

Kuşun kalktığı yer orman içerisinde küçük bir açıklık.Kanat sesi duymamamın sebebini anlıyorum. Kuşun konabileceği yerleri hem içeriden, hem dışarıdan yüz metre kadar aşağı inerek arıyorum. Pek umut etmesem de sağımdaki seyreltme ormanı da dolaşıyorum. Ormanın uçuş ustası hayalet kuşu beş metre önümden kalkıp nerdeyse hiç gözükmeden kayboluyor.

Yola devam edip karagavur tarlalarına çıkıyorum. Tarlada köyün çocuklarıyla sohbet ediyorum. Kılıçlı köyünün domuz avcılarıda merada. Hem köpek gezdirip, hem mantar topluyorlar.Yanıma gelen eski bir ustayla selamlaşıyoruz. Aşağıda gördüğüm taze izlerle ilgili bilgi veriyorum. Her ne kadar izler tazeyse de kestane zamanı çok gezen domuzları bir postaya kapatmak zor. Ormanın yapraklı hali domuz avını zorlaştırdığı gibi köpeklerin kesilmesinede davetiye çıkarıyor.Ustayla biraz sohbet edip, rastgele dilekleriyle ayrılıyorum yanından.

Tahmin ettiğim bölgelerde henüz kuş yok. Zaten göçün hızlanması için kasımın ilk haftasını beklemek şart. Tarla kenarlarını aratıp solumdan aşağı inen dere çatağını takip ediyorum. Kral girdiğim eski patikanın sağını solunu koşar adım arıyor. Dere çatağından biraz yukarı tırmanıp, orman içerisindeki kesilmiş paftaları yöneliyorum. Bu mevsimde bu bölgeler ilk gelen kuşların uğrak yeridir. Bundan 10 yıl öncesine kadar kasım başlarında, bir yıl önceki makta kesintileri güzel kuş tutardı..

Nedense zaman içerisinde çulluklar bu tür kesikliklere konmak yerine gelir gelmez orman içerisine girmeye başladılar. Değişen şartlara göre onlarda savunmalarını yeniliyorlar.

Yönümü köye çevirip ormana girmeden aşağıya inmeye başlıyorum. Kral orman içerisinden çıkmadan beni takip ediyor. Onu görmesem de boynundaki bakır çanın sesinden yerini anlayabiliyorum. Bakır çanın sadece çulluk avcılarının anlayabildiği bir dili var. Her çınlamasının ayrı bir anlamı.Yalnız köpeğin yerini değil, ne durumda olduğunu da söylüyor anlayana.

Ve şimdi Kral’ın çanının melodisi beni ormana davet ediyor. Önce kısa bir sessizlik, sonra bir kaç yavaş çınlama. Daveti cevapsız bırakmıyorum. Kesilmiş paftanın içerisinden yabani kavak ağaçlarının altına ilerliyorum. Kral’ı orman içerisinde göremiyorum ama çanın seyrek çınlamaları avına yaklaştığını haber veriyor. Şimdi köpeği görebiliyorum, kısa fermalarla çulluğu takip ediyor.

Yürüyen kuşun peşinde sürünerek ilerliyor.Yüzlerce, binlerce kez yaptığım takip yine başlıyor.Hızlı ve sessiz köpeğe yanaşmaya çalışıyorum. Orman her ikisinide müsade etmiyor.Yol bulmakta zorlanıyorum. İnat ediyorum, bazen eğilip, bazen sürünüp benden sürekli uzaklaşan Kral’a ve ondan sürekli kaçan çulluğa yetişmeye çalışıyorum. Benim için çulluk avını zor ama vazgeçilmez yapan işte bu takip. Orman gittikçe sıklaşıyor. Önümdeki son sarpı aştığımda Kral’ı yay gibi gerilmiş buluyorum. Ağzından dumanlar çıkıyor. Benim ondan bir farkım yok. Şu an bulunduğum yerden çulluğa tüfek atmam imkansız. Dizlerimin üzerinde duruyor olmama rağmen, orman başımın üstünden beni yere bastırıyor. Çulluk avında genel prensip ormanda sessiz ilerlemektir. Ama bu son noktada ses disiplini bir işe yaramaz. Kral’ın ferma durduğu yerin hemen arkasında eski bir yol var. Bulunduğum yerden sıyrılıp, hızla yola koşuyorum. Yemyeşil bir duvar gibi önümde duran yaprakların içine gözlerimi kısıp dalıyorum..

Kollarımdaki yüzlerce eski çiziğe bu yılın ilk rütbeleri ekleniyor. Eski traktör yolu tahmin ettiğimden daha uzakta ve alçaktaymış. Orman beni tutmaya çalışıyor, kararlılığım karşısında fazla direnemiyor. Boynumda ve yüzümde yeni imzalarla yola atlıyorum.

Kendi gürültümden kalkan çulluğun kanat sesini duyamıyorum ama daha fazla beklemeyeceğini çok iyi biliyorum. Nerdeyse aynı anda yola çıkıyoruz. Hızla yolu geçmeye çalışan kuşa attığım ilk tüfek, gürgen yapraklarını konfetiye dönüştürüyor. Önünden geçen saçmaların etkisiyle kuş yanlıyor ve yolun üzerinde gereğinden fazla oyalanıyor. Tüfeği düzeltmek için yeterince zamanım var. İkinci tüfeği atıp, yola oturuyorum...

Ve bu son galibiyetimi, sayısız malubiyetlerimden düşüyorum...

Av sezonu açılalı iki ay oldu.Yeterince bıldırcın, bir kaç keklik, bir kaç tavşan avladım. Hatta araya bir kaçta domuz sıkıştırdım. Tüm bunlara rağmen, aslında benim için av sezonu yeni açıldı.

Bugün, İLK GÜN.

Kral gelip karşıma oturuyor. Ağzında kuşla gözlerimin içene bakıyor. Burnu çizik, kulakları kanıyor. İlk av gününün sonunda ikimizde yaralıyız... Hasretinin yanında, yaralarımızın acısı hafif kalıyor. İkimizde kaderimize razıyız...

Beykoz-2007 Ekim

Cem GÜLEÇ Sayfa Hiti..: 4490
  

 Copyright © 2002  Bu Site Yavuz Bilgisayar Tarafından Yapılmıştır.
Sitede Yayınlanan Makalelerin Yazar Ayrılsa Dahi Yayınlanmasını Kabul Etmiş olmaktadır.

 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16